Preeklampsi (Gebelik Zehirlenmesi)

Gebeliğe bağlı ortaya çıkan ve anne ile bebeğin her ikisinin birden sağlığını hatta yaşamını tehdit edebilen en önemli gebelik komplikasyonlarından birisi de halk arasında gebelik zehirlenmesi adı verilen durumdur ve preeklampsi olarak adlandırılır.Bu tabloya sara hastalığındaki gibi kasılma nöbetleri de eklendiğinde Eklampsi adını alır.

Gebelikte oluşabilen en ciddi sorunlardan biridir

Preeklampsi gebeliğin 20 haftasından sonra ortaya çıkan ve idrarda protein atımı ve/veya ödem ile birlikte görülen hipertansiyondur. Preeklampside kendi içinde hafif, orta, şiddetli preeklampsi ve eklampsi olarak 4 sınıfa ayrılır. Preeklampsinin görülme sıklığı %10 civarında iken şiddetli preeklampsi %1 oranında saptanır. En ağır formu olan eklempsi ise 1.000 gebelikten birinde görülür.

Preeklampsi olasılığının arttığı durumlar ;

* Anne yaşının 20 nin altında ya da 35 in üzerinde olması
* Düşük sosyoekonomik düzey
* İlk gebelik ya da dördüncü gebelik ve ötesi
* Çoğul gebelik
* Polihidramnios
* Fetal hidrops(farklı nedenlerle bebeğin tüm vücut boşlularının sıvıyla dolması )
* Kronik hipertansiyon
* İyi kontrol edilmememiş şeker hastalığı
* Obesite (Vücut kitle indeksinin 30 un üzerinde olması)

Hastaların üçte ikisi ilk gebeliklerini yaşamaktadırlar. Daha önceden preeklampsi öyküsü olanlar, şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi sistemik hastalığı olanlar, çok genç ya da 35 yaşın üzerinde olanlar, çoğul gebeliği olanlar ile mol gebelik, vb gibi obstetrik problemleri olan hastalar preeklempsi açısından risk altındadır. Nedeni tam olarak bilinmediği için ileride preeklampsi gelişip gelişmeyeceğini önceden saptamak pek mümkün değildir ancak bu konuda çalışmalar devam etmektedir.

Preeklampside sorun kılcal damarlarda kan akımına karşı artmış dirençtir. Bu nedenle Bu şekilde dolaşımdaki kanın sıvı kısmı damarlardan doku arasına kaçarak ödemi oluşturur.Vücutta belirgin ödeme rağmen damar içindeki sıvı azdır ve bu durum bebeğe oksijen ve besin taşınmasını zorlaştırır. Hipertansiyon ve albuminürinin derecesi, ve bazı diğer faktörler göz önüne alınarak preeklampsi hafif ve şiddetli preeklampsi olmak üzere iki farklı şekilde ele alınır. Ağır preeklampside olaya karaciğer ,börek,beyin ,pıhtılaşma sistemi ve diğer tüm organlarda da fonksiyon bozuklukları hızlı bir şekilde gelişebilir ve kısa sürede hasta belirgin şekilde ağırlaşabilir.
Böbrek süzücü sistemindeki hasra bağlı olarak idrarla protein kaybı başlar, bu da sonuç olarak ödemi beraberinde getirir. Ödem tek başına bir kriter değildir. Normal gebelerin % 30 kadarında saptanabilirken %40 kadar preeklampsili kadında ödem saptanmaz. Preeklampsili bir kadında sara nöbeti şeklinde kasılmalar ve nöbetler saptanırsa bu preeklampsinin en ağır formu olan eklampsi adını alır.Çoğu zaman hafif preeklampsi bir belirti vermez, rutin kontroller sırasında fark edilir. Ellerde ve ayaklarda şişmeler, yüzüklerin dar gelmesi en sık rastlanılan şikayettir. Özellkle sabahları uyanıldığında yüzde ve göz kapaklarında şişme ilk belirti olabilir.

Gebeliğin 20. haftasından sonra kısa sürede hızlı kilo artışı, dizin alt kısmında bacağın ön yüzünde sertçe hissedebildiğiniz tibia kemiğinin üzerine parmağınızla bastırdığınızda hemen geçmeyen çukurluk fark etmeniz ödem işaretidir.Ödem çoğu kez preeklampsinin üç temel bulgusundan ilk ortaya çıkandır.Böyle bir değişim fark ettiğinizde mutlaka doktorunuzla mutlaka iletişim kurun.

Vakaların çoğu hafif preeklampsi kategorisinde yeralır. Kan basıncının 160/100mmHg nın üzerinde olması, idrarda belli miktardan fazla albumin bulunması,görme bozuklukları ,karın ağrısı ve diğer bazı bulguların varığında ise‘’Ağır Preeklampsi’’söz konusudur .Ağır preeklampsi kesinlikle hastanede yatmayı bazen de yoğun bakımı gerektiren bir durumdur. Vakaların çoğu hafif preeklampsi kategorisinde yeralır. Kan basıncının 160/100mmHg nın üzerinde olması, idrarda belli miktardan fazla albumin bulunması,görme bozuklukları ,karın ağrısı ve diğer bazı bulguların varığında ise ‘’Ağır Preeklampsi’’ söz konusudur .Ağır preeklampsi kesinlikle hastanede yatmayı bazen de yoğun bakımı gerektiren bir durumdur.
Yüksek tansiyon annede kasılmalara, beyin kanamasına ve körlüğe neden olabilir. Böbreklerdeki hasara bağlı olarak böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir. Karaciğer ile onu çevreleyen zar arasında kanama meydana gelebilir, bu tablo karaciğerde yırtılmaya yol açabilir. Kalp yükündeki ani artışlar kalp yetmezliği ile sonuçlanabilir. Akciğer ödemi tabloya eşlik edebilir. Yine anne kanında pıhtılaşma bozukluğuna bağlı olarak dissemine intvavasküler koagülasyon adı verilen ölümcül tablo görülebilir.
Bebekte ise en sık karşılaşılan sorun gelişme geriliğidir. Şidetli preeklampsisi olan kadınlardan doğan bebeklerin yaklaşık %55inde gelişme geriliği saptanır. Yine bu tür annelerde erken doğum daha sık görülür. Bebeğin eşinin zamansız ayrılması neticesinde bebek ölümleri nadir değildir.

Preeklampsinin altında yatan nedenler tam olarak aydınlığa kavuşturulamamıştır. Tüm dünyada bu durumun hem nedeni hem de önlenmesine yönelik pekçok araştırma devam etmekte ve her geçen gün yeni bilgiler elde edilmektedir.

Gebeliğe bağlı yüksek tansiyon anne ölümlerinin oldukça önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bu tür durumların önüne geçilmesinde en etkili yöntem dengeli beslenmenin yanısıra gebelik süresince düzenli olarak kontrollere gitmek ve doktorunuzun önerilerin mutlaka uymaktır. Takip altında olunduğu sürece preeklampsi sanıldığı kadar korkulacak bir durum değildir.

Preeklampsi şüphesinde anne adayından tam idrar tetkiki istnenir.İdrarda albumin miktarının kabul edilen sınırın üzerinde olması beraberinde kan basıncı artışı ve ödem de bulunduğunda preeklampsi tanısı koymak için yeterlidir.

Ağır preeklampsi zemininde gelişen ve anne için ciddi tehlike oluşturanbir tablo da HELLP sendromudur. Annenin karaciğer fonksiyonlarında bozulma ,alyuvarların parçalanması ve trombosit (kan pıhtılaşmasında temel rol oynayan ufak hücreler) sayısında ciddi azalmayla birliktedir.Tüm sistemlerin etkilenebileceği ve önemli oranda hayati tehlike arzeden bir durumdur.

Preeklampsi tablosuna sara nöbeti tarzında tüm vücudu tutan kasılma nöbetlerinin eklenmesi ile Eklampsi ortaya çıkar.Her eklampsi nöbeti hem anne hem de bebek için ciddi tehlike oluşturur ve mutlaka engellenmelidir.

Preeklampsi tedavisi hastalığın şiddetine ve gebelik haftasına göre değişse de gerçek anlamda tek tedavi doğumun gerçekleştirilmesidir.Hafif preeklampsi durumunda erken doğumun bebeğe getirdiği risklerle gebeliğin devam ettirilmesi durumundaki olası riskler karşılaştırılarak karar verilir.Hastalığın seyri çok değişken olabileceğinden yakın izlem son derece önemlidir.Hem annenin hem de bebeğin durumu çok yakından izlenir.Anneye yatak istirahati verilir ,yakın kan basıncı takibi ve gerekli laboratuar tetkikleri yapılır.Bebeğin iyilik durumu bebek hareketlerinin takibi,non stres test ya da ultrasonografi ile çok sıkı takip edilir.Erken doğum gerekebileceği göz önüne tutularak bebeğin akciğer gelişimini hızlandıran ‘kortikosteroid’ tedavisi uygulanır.
37. gebelik haftasından sonra tüm preeklampsi hastaları için doğum kesin olarak gereklidir. Gebeliğin daha fazla uzatılması akciğer gelişimi tamamlanmış ve dış dünyaya uyum sağlamakta zorlanmayacak bir bebeğin anne karnında riske atılması anlamına gelir.Risk aynı zamanda anne adayı için de geçerlidir.Hafif preeklampsi vakaları da zaman içinde bazen çok hızlı olarak ağır preeklampsiye dönüşebilir