Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Cinsel ilişki ile insandan insana bulaşan mikropların genital organlarda hastalık yapmasıdır.Dünyadaki en önemli sağlık sorunu olup yaklaşık 250 milyon insanın bu hastalığa yakalandığ
Cinsel ilişki sırasında semen (meni), vajinal sıvı, kan gibi vücut sıvılarının alışverişiyle bulaşan hadtalıklar olarak elliden fazla çeşidi vardır. Son yüzyılda sanayileşme ve kentleşme, yaygınlaşan cinsel serbestlik, çoğul seksüel partnerlik, antibiyotiklere direnç geliştiren mikroorganizmalar nedeniyle ülkemizde cinsel yolla bulaşan hastalıklar gittikçe artış göstermektedir.
15-30 yaş arasında en fazla görülür.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar sonucunda genital belirtiler ortaya çıkabilir, üreme organları kalıcı hasar görebilir, kısırlık oluşabilir, dış gebelik gelişebilir, gebelik sonrası yenidoğan bebeğe bulaşma olabilir ve kansere (HPV ve hepatitler) zemin hazırlanabilir. Ayrıca birçok sistem de (karaciğer, bağışıklık sistemi, sinir sistemi gibi) cinsel yolla bulaşan hastalıklardan olumsuz etkilenebilmektedir.
% 70 hastada hiç bulgu olmayabilir,taşıyıcı kabul edilir,başka insanlara hastalığı bulaştırır.
Hastalık belirtileri bulaşma olduktan sonra günler( gonore),haftalar (hepatit B),aylar (sifiliz),yıllar(aids) sonra ortaya çıkar.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan şüphenilmesi gereken belirtiler şu şekildedir:
• vajinadan gelen sarı, yeşil, beyaz veya gri renkli akıntı veya kötü koku
• vajinal yanma hissi, ağrı veya kaşıntılar
• adet dönemi haricindeki kanamalar
• kasık veya belde hissedilen ağrılar
• idrar şikayetleri
• cinsel ilişki sırasında ağrı veya yanma

Cinsel temasla bulaşan hastalıklar

• Sifiliz (Frengi)
• Herpes Enfeksiyonları (Genital Uçuk)
• Molluscum Contagiosum
• Klamidya
• Gonore (Bel soğukluğu)
• Mikoplazma-üroplazma
• Hepatit B ve C
• AIDS (HIV)
• HPV (genital siğil)
• Haemophilus ducrei ( yumuşak şankr)
• Trokomonas vajinit
• Phythirus pubis (kasık biti)

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan Korunma Yolları

• Tanımadığınız bir kişiyle cinsel ilişkide bulunmamak korunmanın en güvenli yoludur.

• Her türlü cinsel ilişkide prezervatif (kondom, kılıf) kullanımı tercih edilmelidir.

• Tek eşlilik (monogami) diye adlandırdığımız “tek bir” cinsel partnerin bulunması önemlidir.

• Cinsel partnerinizin geçmişinde şüpheli bir hastalık hikayesi olmasa bile korunma yollarını uygulamak yerinde olacaktır. Unutmamak gerekir ki partneriniz size doğru söylemiyor olabilir.

• Eğer sizde bir cinsel yolla bulaşıcı bir hastalık varsa, bununla ilgili cinsel partnerinizi bilgilendirin ve korunmasız cinsel ilişkiden mutlaka kaçının.

• Başkasıyla herhangi bir nedenleaynı enjektörü kullanmaktan kaçının. Kullanılmış enjektörlerin kurallara uygun şekilde imha edildiğinden emin olun.

• Kan ve kan ürünlerinin kullanımında dikkatli olunmalıdır. Özellikle kan yolu ile bulaşan hastalıklar kan nakli sırasında da bulaşabilmektedir.

• Başkalarına ait kişisel aletleri kullanmayınız, kendi özel hijyenik aletlerinizi de başkalarına kullandırmayınız. Özellikle kan ve diğer vücut salgıları ile temas edebilecek tırnak makası, tıraş bıçağı, manikür seti gibi aletleri kullanmak veya kullandırmak zorunda kalırsanız bir daha kendiniz kullanmadan önce kolonya veya alkolle dezenfekte ediniz.

• Şüphelendiğiniz tüm durumlarda vakit geçirmeden bir doktora başvurunuz.


GONORE

Gonore cinsel yolla bulaşan yaygın hastalıklardan biridir. Etkeni Neisseria gonorrhoeae olup özellikle üreme sisteminin serviks (rahimağzı), rahim, tüpler ve üretra (idrar yolları) gibi sıcak ve nemli bölgelerinde kolayca çoğalabilmektedir. Ayrıca ağız, boğaz, göz ve anüs bölgelerinde de saptanabilmektedir.

Gonore (Bel Soğukluğu) nasıl bulaşır?

Gonore; penis, vajina, ağız ve anüs temasıyla bulaşabilmektedir. Bakterinin bulaşabilmesi için boşalma gerekmemektedir. Hastalığın anal veya oral yolla da bulaşabilmesi nedeniyle homoseksüel ilişkilerde de taşınması söz konusudur. Gonore hastaları partnerleri ile birlikte tedavi edilmezse hastalık tekrar bulaşabilmektedir. Ayrıca hastalık; hamile anneden çocuğa vajinal doğum sırasında geçebilmektedir. Neisseria gonorrhoeae'nin tuvalet kağıdında 3 saat, klozet kenarında ve havluda 24 saate yakın yaşayabildiği de bildirilmiştir.

Gonorenin (Bel Soğukluğu) semptomları nelerdir?

Erkek genital bölge enfeksiyonlarının yaklaşık %10'unda hiçbir belirti gözlenmemektedir.Ancak, bazı erkeklerde semptomlar, bulaşma sonrası 2-5 gün içinde belirgin hale gelebilirken bu süre 30 günü de bulabilmektedir.

Klinik Bulgular:

Erkekler:
Bazı hastalarda semptom görülmemektedir.
İdrarda yanma
Penisten beyaz, sarı veya yeşil akıntı
Testislerin şişmesi ve ağrımasıgyh
Kadınlar:
Çoğu hastada semptom görülmemektedir.
Vajinal akıntıda artma
İdrarda yanma ve ağrı
Adet dönemleri arasında kanama
Kadın genital bölge enfeksiyonlarının yaklaşık %50'sinde belirti gözlenmemekte veya hafif seyretmektedir.Semptomların gözlendiği vakalarda bile gonore belirgin olarak teşhis edilememektedir. Gonore taşıyan kadınlarda semptomlar gözlenmese de ciddi komplikasyon (yan etki) riskleri bulunmaktadır.

Anal bölge enfeksiyonlarında semptom gözlenmeyebilmekte ya da anal kaşıntı, ağrı, kanama ve ağrılı bağırsak hareketleri gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca boğaz bölgesindeki enfeksiyonlarda semptom gözlenmezken bazı vakalarda ağrı olabilmektedir.


Gonorenin (Bel Soğukluğu) tedavi edilmediğinde oluşturabileceği komplikasyonlar nelerdir?

Tedavi edilmeyen gonore, kadınlarda ve erkeklerde çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilmektedir.

Kadınlarda genellikle pelvik inflamatuar hastalığa (PID) yol açmaktadır.PID; tüplere zarar veren, infertiliteye (kısırlık) veya dış gebeliğe neden olan bir hastalıktır. PID; çok hafif seyredebileceği gibi ateş ve karın ağrısı gibi ciddi semptomlara da neden olabilmektedir. PID rahim ağzından başlayarak, kadın genital organlarında enfeksiyona neden olmakta ve uzun dönemde kronik pelvik ağrıya dönüşmektedir.

Erkeklerde ise gonore epididimitise neden olmaktadır. Epididimitis; spermleri testislerden üretraya (idrar kanalı) taşıyan epididimis adı verilen organın enfeksiyonu olup tedavi edilmediğinde kısırlığa yol açabilmektedir.

Gonore kan veya eklemlere yayılabilmekte ve hayatı tehdit eden bir hastalık haline gelebilmektedir. Ayrıca gonore hastalığı, hastanın HIV ile infekte olma olasılığını arttırmaktadır.

Gonore taşıyan hamile kadınlarda, doğum esnasında bebeğe bakteri bulaşabilmektedir. Bu durum bebekte; körlüğe, eklem veya kan enfeksiyonuna neden olabildiğinden enfeksiyon saptanan vakalarda tedaviye başlanarak komplikasyon riskinin azaltılması hedeflenmektedir.

Gonore (Bel Soğukluğu) nasıl teşhis edilir?

Serviks (rahim ağzı), üretra (idrar yolu), anüs veya boğaz bölgesinden alınan örneklerle çeşitli laboratuar testleri yapılmaktadır. Bu testlerden en yaygınları; kültür çalışması, mikroskopi, enzim immunoassay (ELIZA) ve polimeraz zincir reaksiyonu (PCR)'dur. Bu metodlar arasında PCR; gonorenin tespiti için en güvenilir (altın standard) metot olarak gösterilmektedir.

Gonorenin (Bel Soğukluğu) tedavisi var mıdır?

Gonore hastası olduğunuz teşhis edildiğinde doktorunuz sizi antibiyotik tedavisine alacaktırAncak, tüm hastalıklarda olduğu gibi gonorenin de erken tanısı çok önemlidir. Geç dönemde teşhis edilen vakalarda hastalığın genital organlarda bıraktığı zarar geri döndürülememektedir. Tedavi için önerilen ilaçlar düzenli biçimde kullanılmalı ve enfeksiyon taşıyan partnerle tekrar cinsel ilişkiye girilmemelidir.Partnerinizin de en kısa zamanda test yaptırması ve hastalığın saptanması durumunda tedaviye başlanması gerekmektedir (son iki ay içesinde birlikte olduğunuz partner/ler ya da son cinsel ilişkinizin üzerinden 2 aydan fazla süre geçmiş ise son partner).

Eğer partnerinizde gonore saptanırsa, vakit kaybetmeden yapılacak bir tedavi planlaması o kişide kısırlık gibi olumsuz riskleri azaltacak ve partnerinizle tekrar birlikte olursanız sizin yeniden enfekte olmanızı engelleyecektir (Tedavi edildikten sonra tekrar gonore bulaşması mümkündür, çünkü tedavi edilmiş olmanız bağışıklık kazandığınız anlamına gelmemektedir).

Bel soğukluğundan korunmak tedavi olmaktan daha mantıklı bir yoldur ve enfeksiyonu tam olarak önlemenin tek yolu tek eşli yaşamdır. Eğer farklı bir partnerle birlikte olacaksanız kondom kullanmanız önerilmektedir.
Gonore (bel soğukluğu)Gonore (bel soğukluğu) hastalığı antibiotik tedavisi ile iyileşebilen bir hastalıktır. Tedavide tetrasiklin, seftriakson ve makrolid grubu antibiyotikler tercih edilmektedir. Gonore saptanan hastalarda çoğunlukla klamidya enfeksiyonu da bulunduğu için tedavi planlanırken, klamidya tedavisini de içermelidir. hastalığı antibiotik tedavisi ile iyileşebilen bir hastalıktır. Tedavide tetrasiklin, seftriakson ve makrolid grubu antibiyotikler tercih edilmektedir. Gonore saptanan hastalarda çoğunlukla klamidya enfeksiyonu da bulunduğu için tedavi planlanırken, klamidya tedavisini de içermelidir.

,
Genital Siğil (HPV)

Human papilloma virüs (HPV) siğil şeklinde cilt lezyonlarına yol açan bir virüstür. HPV enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında en sık karşılaşılanlardan birisidir. Hastalığın bulaşması için enfekte olan cilt bölgelerinin birbiri ile teması yeterlidir. Çoğu zaman cinsel ilişki sırasında virüsün bir kişiden diğerine bulaşması için mutlaka tam bir birleşme olması gerekmemektedir. Bulaşıcılık aktif cilt lezyonlarının varlığında en yüksek seviyededir. Siğiller tedavi edildikten sonra yeniden tekrarlamadan geçen süre ne kadar uzarsa bulaştırıcılık da o derece azalmaktadır. Bulaşma olduktan sonra virüsün kuluçka süresi çok değişkendir. Bazen hastalık yıllarca hiçbir belirti göstermeden vücutta kalabilmektedir.

Human papilloma virüs (HPV) hem kadınlarda, hem de erkeklerde genital bölgede siğil (kondilom olarak da adlandırılır) adı verilen cilt lezyonlarına yol açmaktadırlar. Ancak bundan çok daha önemlisi kadınlarda rahim ağzı kanserine, erkeklerde ise penis kanserine neden olmasıdır. Bir çalışmada rahim ağzı kanseri tanısı konulmuş kadınlar incelendiğinde, bu hastaların %95'inde HPV pozitifliği saptanmıştır. HPV’lerin 100’e yakın farklı türü olan, yaklaşık 20 türü genital enfeksiyonlara neden olmaktadır. Rahim ağzı kanseri açısından en yüksek riskli HPV tipleri tip-16, tip-18, tip-31 ve tip-45’tir

Human papilloma virüs (HPV) ile bulaşma olan her hastada hastalık ortaya çıkmaz. Bağışıklık sistemi normal birçok kişide virüs vücudun kendi savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirilir. Diğer bir olasılık ise bulaşan virüsün kişide yıllarca sessizce, hiçbir belirti vermeden yaşamasıdır. Sessiz (latent) enfeksiyon denilen bu durumda, kişide belirtiler oluşmasa bile virüsün yayılması devam edebilir.

Klinik ve Tanı yöntemleri

Human papilloma virüs (HPV) enfeksiyonlarının en sık belirtisi genital alanda görülen “siğiller”dir. Yumuşak silgi kıvamında, deriden hafif kabarık olan bu siğiller vajina ile makat arasında, anüs etrafında, bacakların iç kısmında, penis ucunda ya da çevresindeki deride görülebilir. Bu siğiller vajina içinde ve rahim ağzı üzerinde de bulunabilir. Anal ya da oral seks sonrasında ağız içi ve makat içinde de siğiller ortaya çıkabilir. “Kondilom” genital siğillere verilen diğer bir isimlendirmedir.

HPV virüsleri aynı zamanda rahim ağzını oluşturan hücrelerde “displazi” adı verilen hücresel değişimlere yol açabilirler. Jinekolojik takipler yıllık olarak yapılmasını önerdiğimiz pap-smear tetkikinde saptanabilen displazik değişiklikler, CIN, LGSIL, HSIL gibi farklı derecelerde olabilmektedir. Displazik hücreler gereken takiplerin yapılmaması, tedavilerin uygulanmaması durumunda rahim ağzı kanserine dönüşebilmektedir.

Tüm dünyada kadınlarda görülen en sık ikinci kanser rahim ağzı kanseridir. Ve son derece öldürücü seyretmektedir. Rahim ağzı kanseri oluştuktan sonra çok kapsamlı cerrahi ve radyo-kemoterapiler gerektirmektedir. Bunun yanı sıra bu kadar agresif olmasına rağmen bu kanserin en önemli avantajı önlenebilir olmasıdır. Yani hücresel olarak kanserin oluşması yıllar süren bir sürecin sonucudur. Bu nedenle pap-smear (halk arasında smear olarak da adlandırılır) takipleri çok önemlidir. Hücreler kanserleşmeden öncesinde smear yöntemi ile belirlenebilmektedir.

Smear testinde displazi (CIN, LGSIL, HSIL gibi) olarak tanımlanan hücresel değişiklikler tespit edildiğinde kolposkopik inceleme yapılarak tanı kesinleştirilir. Kolposkopi sırasında saptanan anormal alanlar mikroskop altında patolojik incelemesi yapılmak üzere LEEP ya da konizasyon adı verilen basit ameliyatlar ile çıkartılır. Patolojik inceleme raporuna göre de hastanın tedavisi planlanmalıdır.

Jinekolojik muayenede tipik genital siğillerin (kondilom) görülmesi HPV enfeksiyonu tanısı için yeterlidir. Ancak HPV tipinin belirlenmesi için genital salgıdan örnek alınarak DNA analizi yapılabilir. HPV tiplemesi önemlidir, çünkü bazı tipler yüksek risk içerdikleri için daha yakın takip gerektirebilmektedirler. Smear alınmasında kullanılan çubuklar ile genital salgıdan örnek alınarak özel sıvılar içinde patoloji laboratuarına gönderilerek HPV tiplemesi yapılabilir. HPV tiplemesi, siğillerin gözlenmediği sessiz enfeksiyon döneminde bile doğru sonuç verecektir. HPV kana bulaşmadığı için kan testleri ile bu virüsün varlığının saptanması mümkün değildir.

Genital Siğil (HPV) Tedavi

HPV enfeksiyonunun kesin bir tedavisi yoktur. Dolayısı tedaviler virüsün vücuttan tamamen temizlenmesi için değil, sadece HPV enfeksiyonunun bir sonucu olan siğiller ve kanser öncesi lezyonlara yöneliktirler.

Genital siğiller “kondilom” ihmal edilmemesi gereken bir hastalıktır. Bu cilt lezyonlarının tedavisi sadece siğilleri ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Tedavi yöntemi olarak hem medikal ilaçlar hem de cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Medikal ilaç tedavileri çok uzun süren, meşakkatli tedavilerdir. Cerrahi tedavi ise çoğunlukla lezyonların koterizasyonu (yakılması) ve kriyoterapisi (dondurulması) şeklindedir. Bazı büyük lezyonlar cerrahi olarak çıkarılmayı gerektirebilir. Siğillerin cerrahi tedavilerinin tamamı lokal anestezi ile uygulanabilmektedir.

Tüm tedavi seçeneklerinde tedavi sonrası siğillerin tekrarlama şansı maalesef çok yüksektir ve çoğunlukla ikinci bir tedaviyi gerektirirler. Ancak dikkatli yapılan işlemlerden sonra medikal ilaç tedavisinin de uygulanması ile tekrarlama riski azaltılabilir.

Genital Siğil (HPV) Önlem

HPV enfeksiyonundan dolayısı ile genital siğil (kondilom) ve rahim ağzı kanserinden korunmanın en etkili yolu birden fazla sayıda partnerli cinsel hayattan kaçınmaktır. Ancak bunun sağlanılamadığı durumlarda cinsel ilişki sırasında prezervatif (kondom) kullanımı en etkili önlem yoludur. Prezervatif sadece genital siğillerin değil, diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da koruma sağlamaktadır. Ancak siğiller kondomun kapladığı alan dışında da bulunabildiğinden prezervatif zaman zaman etkisiz kalabilmektedir.

Son yıllarda HPV enfeksiyonlarından korunmada aşı da önemli rol almaya başlamıştır. Altı aylık süre içinde 3 doz olarak uygulanan HPV aşısı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yaygınlaşmaktadır.

TRİKOMANAS ENFEKSİYONU

Trikomonas enfeksiyonu, trichomonas vaginalis adı verilen armut şekilli, kuyruklu bir parazit tarafından oluşturulmaktadır.

Trikomonas Enfeksiyonu Klinik ve Tanı Yöntemleri

Trikomonas vajiniti sıklıkla jinekolojik muayene sırasında tesadüfen saptanır, enfeksiyon semptom vermeden seyreder. Bulgu verdiğinde köpüklü, sarımsı-yeşilimsi vajinal akıntı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Akıntı bazen kötü kokulu da olabilmektedir. Çok ender olarak trikomonas enfeksiyonları idrarda yanma, vajinal yanma ve kaşıntı da yapabilmektedir.

Jinekolojik muayenede rahim ağzı tipik olarak "çilek" görünümdedir. Vajinal akıntıdan alınan örnek mikroskopi altında incelendiğinde armut şeklindeki kamçılı trikomonas paraziti izlenebilir.

Trikomonas Enfeksiyonu Bulaşma

Kadınlar hayatları boyunca %25 oranında bu parazit ile enfekte olmaktadırlar. Trikomonas paraziti sıklıkla cinsel ilişki ile bulaşmaktadır. Cinsel ilişki dışında hijyenik olmayan tuvalet kullanımı, enfekte iç çamaşırı paylaşımı gibi nedenlerle de parazit bulaşabilir.

Trikomonas enfeksiyonları hakkında dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta mevcuttur. İlki hastalarının yarısında eşlerinin de bu parazit ile enfekte olduğudur. İkincisi ise trikomonas ile enfekte hastaların yaklaşık üçte birinde bel soğukluğu (gonore) bakterisi de bulunmaktadır.

Trikomonas Enfeksiyonu Tedavi

Trikomonas enfeksiyonlarının tedavisinde ağızdan ve vajinal yoldan (özellikle metronidazole, ornidazol grubu) antibakteriyel ilaçlar kullanılmaktadır. Eş tedavisi mutlaka uygulanmalıdır. Hem hastanın hem de eşinin tedavisi tamamlanana kadar cinsel ilişki yasaklanmalı veya ilişki sırasında mutlaka kondom (prezervatif) kullanılması sağlanmalıdır.


AIDS (HIV)

AIDS, İngilizcede "Acquired Immune Deficiency Syndrome" baş harflerinin kullanımı ile kısaltılan ve Türkçe’ye "Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu” olarak çevrilebilen virüs kökenli bir hastalıktır. Bu hastalığa HIV adlı virüs neden olmaktadır. HIV hastada bağışıklık sistemini çökerterek vücudun tüm mikroorganizmalara karşı dirençsiz hale getirir.

AIDS (HIV) Nasıl Bulaşır

• HIV ile enfekte kan ürünlerinin nakli veya enjektörlerin kullanımı
• Prezervatif (kondom, kılıf) kullanımı olmaksızın cinsel ilişki (vajinal veya anal seks)
• Derideki bir çatlak veya açık yara ile temas eden HIV ile enfekte vücut sıvısı
• İyi sterilize edilmemiş aletlerle kulak delme, dövme (tatoo), piercing, diş çektirme, sünnet
• Hamilelik, doğum, emzirme yolu ile

AIDS sarılma, aynı bardaktan su içme veya yemek yeme gibi durumlarda bulaşmaz. Hastalıklı kişilerin sivrisineklerle teması ile de hastalık yayılmaz. HIV virüsü tükürük salgısında tespit edilmiş olsa da sadece öpüşme ile bulaşma riskinin pek olmadığı düşünülmektedir.

AIDS (HIV) Klinik ve Tanı yöntemi:

AIDS hastalarının bağışıklık sistemi zayıfladığı için tipik belirtiler oluşmayabilir. AIDS için sıklıkla görülen belirtiler şunlardır:

• Günler veya aylar sürebilen ateş
• Gece terlemesi
• İştahta azalma
• Uzun süreli halsizlik-yorgunluk
• %10’dan fazla kilo kaybı
• Eklem ve kas ağrısı
• Nedeni belirsiz, uzun süreli boğaz ağrısı
• Nedeni belirsiz lenf bezlerinde şişme
• Uzun süreli ishal
• Sık tekrarlayan enfeksiyonlar
• Vücudun belli yerlerinde çıkan ve uzun süredir iyileşmeyen yaralar

Tüm bu belirtiler daha birçok virüs hastalığında da görülebileceği için bu belirtilerden yola çıkılarak AIDS tanısının konulması mümkün değildir.
AİDS tanısı ELİZA ve moleküler tanı testleri ile konulur.

AIDS (HIV) Tedavisi

AIDS tedavisi halen günümüzde çok geniş boyutta ve maliyet ile yürütülen çalışmalarla araştırılmaktadır. Gelinen noktada birçok tedavi ajanı kullanılmakla beraber, henüz tam iyileştirici bir tedavi ortaya konulamamıştır. Bu nedenler hastalığa yakalanmadan korunmak ve önlemler almak son derecede önemlidir.


SİFİLİZ(frengi)


Sifiliz, cinsel yolla bulaşan ciddi bir bakteriyel hastalıktır. Diğer bir bulaşma yolu ile bakterinin bütünlüğü bozulmuş deri ile temas etmesi iledir. Hastalık zamanla kan yoluyla vücuda dağıldığında hayati birçok organda ciddi hasarlara neden olabilir. Sifiliz halk arasında Frengi (frenklerin hastalığı) olarak da anılmaktadır. Sifiliz ilk çıktığında bir "Hristiyan hastalığı" olarak görülmüştür. Bunun nedeni hastalığın 16. yüzyılda tüm Avrupa kıtasını kasıp kavuran bir cinsel hastalık olmasındandır.
Sifiliz hastalığına neden olan bakteri bir spiroket olan Treponema Pallidum’dur. Bu bakteri cinsel ilişki sırasında cinsel organlarda oluşan mikro-çatlaklardan bulaşmaktadır.

Sifiliz (Frengi) Klinik ve Tanı yöntemleri

Sifiliz (frengi) tedavi edilmediği durumlarda üç değişik evre ile kendini göstermektedir.

Birinci evre frengi (Primer Sfiliz): Cinsel ilişkiden yaklaşık üç hafta sonra bulgular görülmeye başlamaktadır. Hastaların % 90-95'inde cinsel organ çevresinde "şankr" adı verilen sert bir zemin üzerinde ağrısız, sınırlı, yüzeyel, beyaz renkli tek bir yara vardır. Çok nadiren hastalarda birden çok yara mevcut olabilir. Bu hastaların bir kısmında kasık bölgesinde lenf bezi şişmesi (lenf bezesi) olur ve yaklaşık bir ayda kaybolmaktadır.

İkinci evre frengi (Sekonder Sfiliz): Sifiliz enfeksiyonun vücuda girmesinden 6-8 hafta sonra başlayan bu evre bulaşıcılığın en fazla olduğu dönemdir. Sifilizin (frengi) ikinci evresi cilt döküntüleri ile karakterizedir. Bu dönemde kollarda ve bacaklarda başlayan kaşıntısız döküntüler cilde yayılmakta, bu şekilde el ve ayak içleri, makat koyu kırmızı bir renk almaktadır. Cilt döküntüleri göğüs bölgesinde de görülebilmektedir. Ayrıca ateş yükselmesi, boğazda yanma, kilo kaybı, halsizlik, baş ağrısı ve büyümüş lenf bezleri de tabloya eşlik edebilmektedir.

Kadınlarda dış genital alanda geniş, yayvan, beyazımtırak, siğil benzeri lezyonlar izlenebilir ki bu lezyonlara "Condyloma Latum" (Kondiloma Latum) adı verilmektedir. Sifilizde görülen bu kondilomlar (siğiller) HPV enfeksiyonuna bağlı gelişen kondilomlardan farklı niteliktedir.

Gizli evre frengi (Latent Sfiliz): Bu evrede hastalığın hiç bir klinik belirtileri olmamasına rağmen kan testleri pozitiftir. Bu dönem erken ve geç gizli dönem olarak ikiye ayrılmaktadır.
Erken gizli dönem hastalığın alınmasına rağmen iki yıla kadar ki dönemde hastalık bulgusunun olmaması, geç gizli dönem ise iki yıldan daha uzun bir süre hastalık bulgusunun olmaması ile karakterizedir. Erken ve geç gizli dönemin ayrılması hastalığın bulaşıcılığı ve tedavi için önemlidir. Erken gizli sifilizde uzun etkili penisilinler ile tek doz ile tedavi sağlanılabilirken, geç gizli sifilizde birden çok sayıda enjeksiyona ihtiyaç duyulmaktadır.

Üçüncü evre frengi (Tersiyer Sfiliz): Bu son evre, kesin tanısı konulamayan ya da ihmal edilmiş vakalarda hastalık bulaştıktan 1-25 yıl sonra ortaya çıkmaktadır. Bu evrede "gom" adı verilen kılcaldamar hasarına bağlı gelişen yumuşak şişlikler oluşmaktadır. Gom adı verilen bu şişlikler kemikler dahil olmak üzere vücudun her yerinde ortaya çıkabilir.

Ayrıca yaygın sinir hasarına bağlı olarak menenjit, bunama, şiddetli ağrılar, felç ve ölüm gelişebilir. Sifilizin sinirsel tutulumuna "nörosifiliz" adı verilir ve en ciddi komplikasyonudur. Neyseki günümüzde antibiyotiklerin yaygın kullanımı ile nörosifiliz görülme sıklığı azalmıştır. Üçüncü evrede kalp, aort, göz tutulumu (körlük) da görülebilir.

Konjenital (doğumsal) sifiliz: Sifiliz bakterisi, gebelikte veya doğum sırasında anneden bebeğe geçerek doğumsal sifilize neden olabilir. Bu nedenle şüpheli gebelerde mutlaka sfiliz taraması yapılmalıdır ve sifiliz saptanması durumunda mutlaka penisilin grubu ilaçlarla tedaviye başlanmalıdır.

Sifiliz hastalığının tanısını koymak çok kolay değildir. Çünkü sfiliz (frengi) hastalığı pek çok hastalığı taklit eden klinik görünümler oluşturabilmektedir. Birinci ve ikinci evrede kişideki cilt lezyonlarından alınan örneklerden treponema pallidum bakterisinin tespit edilmesi ile tanı konulmaktadır.

Sfiliz için yapılabilecek kanda tarama testleri mevcuttur. Bu testlerden RPR (Rapid Plasma Reagin) testi ve VDRL (Venereal Disease Research Laboratory) testleri düşük maliyetli ve çabuk sonuç veren, ancak pek çok rahatsızlıkta da pozitifleştiği için güvenirlikleri düşük testlerdir. Nelson testi, FTA (Floresan Treponema Antikor) testi ve TPHA testi (Treponema Hemaglütinasyon) ise sifiliz tanısını koymada ve tedavinin gidişatını izlemede daha spesifik tetlerdir. Ancak bu testler de daha pahalıdırlar.

Sifiliz (Frengi) Tedavisi

Sfiliz (frengi) hastalığının erken teşhis ile tamamen tedavisi mümkündür. Tanı konulduktan sonra tedavi penisilin grubu antibiyotiklerin uygulanması ile yapılmaktadır. Eğer penisilin alerjisi mevcut ise seftriakson, azitromisin, doksisiklin türü alternatif tedaviler de tercih edilebilir. Ancak hastalık ilerlediğinde tedavi de zorlaşmakta, bazı komplikasyonlar geri döndürülemeyebilmektedir. Gebelikte saptanan sfiliz uygun antibiyotik tedavisi ile kontrol altına alınarak yenidoğan bebek korunabilmektedir.


KLAMİDYA ENFEKSİYONLARI

Klamidya enfeksiyonları "Chlamydia Trachomatis" adı verilen bir bakteri tarafından oluşmaktadır. Gelişmiş ülkelerde en sık izlenen cinsel yolla bulaşan hastalık klamidyadır. Klamidya en sık rahim ağzına yerleşmektedir, bazen enfeksiyon yukarı doğru tırmanarak rahim, tüpler ve yumurtalıklar da enfeksiyonlardan etkilenebilir. Genital enfeksiyonlar dışında göz çevresinde "arpacık", akciğerlerde "zatüre" oluşumundan da klamidya bakterisi sorumludur. Daha ender olarak da bu bakteri "lenfogranuloma venereum" adı verilen lenf bezlerinde tıkanıklık yapan iltihabi rahatsızlıklara neden olmaktadır.

Klamidya Enfeksiyonu Klinik ve Tanı yöntemleri

Klamidya enfeksiyonları, diğer rahim ağzı enfeksiyonlarında olduğu gibi çoğunlukla belirti vermezler ve jinekolojik muayene sırasında alınan kültürlerde tesadüfen ortaya konurlar. Belirti vermesi durumunda hafif sarımsı vajinal akıntı, vajinal ve idrar yanması, kasık ağrısı ve cinsel ilişki sırasında ağrı gibi şikayetler ile ortaya çıkarlar. Klamidya tanısı için rahim ağzından kültür alınmalıdır. Özellikle birden fazla kişi ile cinsel ilişki yaşanması durumunda yapılan kültürlerin yarısına yakınında klamidya enfeksiyonu saptanmıştır.

Klamidya enfeksiyonları özellikle tüplere yayıldığında, tüplerde kalıcı yapışıklıklara neden olarak gebeliğin oluşumunda ciddi sıkıntılar oluşabilmektedir. Benzer şekilde klamidya gebelikte düşük ve erken doğuma da yol açabilmektedir. Doğum sırasında klamidya bakterisini anneden alan yenidoğan bebekleri bekleyen diğer bir sorun ise "Klamidya’ya bağlı zatüre" oluşmasıdır.


Klamidya Enfeksiyonu Tedavisi

Klamidya enfeksiyonlarında ağızdan uygulanan antibiyotik ajanlarla (tetrasiklin ve doksisiklin grubu) tedavi uygulanır. Semptomsuz seyretmesi, kısırlık ve gebelik komplikasyonları oluşturmaları nedeniyle kadınların yıllık periyotlar ile klamidya enfeksiyonu açısından taranması yerinde olacaktır.

MİKOPLAZMA - ÜROPLAZMA ENFEKSİYONLARI

Mikoplazma ve üroplazma bilinen en küçük mikroorganizmalardır. Hücre duvarı olmayan bu mikroorganizmalar bilinen antibiyotiklerin birçoğuna karşı dirençlidirler. Mikoplazmalar cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara neden oldukları gibi, aynı zamanda zatüreye (akciğer iltihabı) de neden olmaktadırlar. Ayrıca hamilelerde erken doğum, düşük ve tekrarlayan gebelik kaybı gibi komplikasyonlara da yol açabilmektedirler.

Mikoplazma-Uroplazma Enfeksiyonları Klinik ve Tanı yöntemleri

Mikoplazma ve üroplazma enfeksiyonları nadiren şikayet oluşturmakta, çoğu zaman yapılan özel kültür- antibiyogram testlerinde tesadüfen ortaya çıkmaktadırlar. Belirti oluşturduklarında ise vajinal akıntı, kasık ağrısı, kısırlık, düşük ve erken doğum şeklinde ortaya çıkmaktadırlar. Özellikle tüplere yayılan mikoplazma ve üroplazma enfeksiyonları durumlarında gebeliğin oluşumunda ve devam etmesinde ciddi sıkıntılar oluşabilmektedir.


Mikoplazma ve üroplazma rahim ağzı enfeksiyonları dışında, idrar yolu enfeksiyonu, böbrek iltihabı (pyelonefrit), rahim ve tüplerde enfeksiyon, eklem iltihabına da neden olabilmektedir. Ayrıca gebelikte rahim içinde oluşan enfeksiyonlara da yol açabilmektedir. Bu enfeksiyonlardan şüphelenilen hastalarda tanı için kültür alınmalıdır.

Mikoplazma-Uroplazma Enfeksiyonları Tedavisi

Mikoplazma ve üroplazma enfeksiyonlarının tedavileri ağızdan alınan antibiyotikler (tetrasiklin veya azitromisin türevi) ile uygulanmaktadır. Doğru antibiyotiğin seçimi kültür sırasında yapılan antibiyogram önemli rol oynamaktadır. Dirençli enfeksiyonlarda eş (partner) tedavisi uygulanmalı ve antibiyograma göre ikinci bir kür uygulaması belirlenmelidir.

GENİTAL HERPES (genital uçuk )

Herpes Simpleks virüsü (HSV) hem kadınlarda, hem de erkeklerde "uçuk" adı verilen, kırmızı zemin üzerinde kabarcıklar şeklinde gelişen lezyonlara neden olan bir virüstür. Klinik olarak uçuklar iki ayrı tipte görülebilir: Tip 1 Herpes ya da Uçuk, ağız ve dudak çevresinde kızarıklık üstünde oluşan sulu lezyonlar ile kendisini gösteren tiptir. Tip 2 Herpes ya da Genital Uçuk ise benzer lezyonların genital bölgede yer almasıdır.

Ülkemizde Tip 1 Herpes'in görülme sıklığı %90ları bulabilirken, Tip 2 Genital Herpes'in sıklığı ise %5-10 civarındadır. Herpes virüsünün her iki tipi de direk deriye temas yolu ile bulaşır, dolayısı ile tip1 masum bir öpücükle (ağız çevresine), tip 2 ise cinsel yolla bulaşmaktadır. Bulaşma “uçuk” denilen lezyonların yokluğunda olmaz, ancak aktif "uçuk" lezyonunun direk teması ile olabilir.

Genital Uçuk Klinik ve Tanı yöntemleri

Genital herpes (uçuk) genital alanda kabarcık, kızarıklık, kaşıntı ve ağrı ile kendisini göstermektedir. Hastaların %20’sinde hastalık belirtisiz seyredebilir. Oluşan “uçuk” lezyonları kalıcı değildirler, kendiliğinden geçerler. Ancak zaman zaman tekrarlama (rekürrens) olasılığı yüksektir. Kasık bölgesinde, dış genital alanda, kaba etlerde, erkek cinsellik organında (penis) kabarcıklı, bazen ağrılı, sulu ve iltihabi lezyonlarda akla ilk genital herpes gelmelidir.

Uçuk şeklindeki lezyonların yanı sıra en sık görülen diğer belirti genital bölgede "çok şiddetli kaşıntılar"dır. Ciltteki bu kaşıntılar derinin mantar enfeksiyonu ile karıştırılarak gereksiz yere kişilerin mantar tedavileri almasına neden olacak şekilde yoğun olabilir. Kaşıntının sona ermesinden kısa bir süre sonra genital bölgede döküntülü ve bazen de ağrılı lezyonlar ortaya çıkar. Kasık bölgesindeki lenf bezlerinde şişlikler de ortaya çıkabilir.

Yine, tüm bu bulgulara nadiren ateş, baş ağrısı, halsizlik, yorgunluk ve kas ağrıları gibi sistemik belirtilerde eşlik edebilmektedir.

Herpes virüsü direk temas ile vücuda girdikten sonra öncelikle sinir hücrelerine ve sinir köklerine yerleşir ve buralarda hayat boyu kalıcıdır. Ne zaman bağışıklık sistemi zayıflarsa virüs tekrar aktive olarak hastalığa özgü belirtilerin ortaya çıkmasını sağlar. Ancak genellikle geçirilen ilk enfeksiyondan sonra oluşan reaktivasyonlar (yeniden alevlenmeler) daha az şiddetlidir ve hafif şekilde atlatılmaktadır.

Genital herpes özellikle evli çiftler için önemli evlilik sorunlarına yol açabilen bir hastalıktır. Tekrarlayıcı bir hastalık olmasından dolayı hastalarda depresyon, kaygı bozukluğu gibi ciddi psikolojik sıkıntılar oluşabilir. Enfekte kişilerin eşlerine bulaştırma korkusu ile zaman içinde cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir.

Genital herpes için kanda immünolojik testler yapılabilir. Ancak bu testler hastanın aktif enfeksiyon geçirdiğini göstermez, sadece hayatının herhangi bir döneminde herpes enfeksiyonu geçirip geçirmediğini ve bağışıklık sisteminin herpes simpleks virüsüne karşı antikor geliştirip geliştirmediğini gösterir. Hastada virüse karşı antikorlar saptansa bile, bu antikorlar hastayı tekrarlayan enfeksiyonlardan korumaz. Aktif lezyonlardan yapılacak kültür çalışmaları ise hem pahalı ve teknik olarak zor, hem de yanlış negatifliği yüksek tetkiklerdir.

Gebelikte Genital Uçuk (Herpes Enfeksiyonu)

Eğer genital herpes (uçuk) geçirilmiş ise bu durum gebeliği takip eden doktora mutlaka iletilmelidir. Hamile kalmadan herpes enfeksiyonu geçirilmiş ise, herpes virüsünün yeni doğacak bebeğinize geçme olasılığı oldukça düşüktür. Çünkü aktif hastalık sonrası kanınızda oluşacak virüse karşı antikorlar gebelik sırasında bebeğinize geçerek onu bu hastalığa karşı koruyacaktır. Ancak hamilelik sırasında ilk kez ortaya çıkan herpes enfeksiyonlarında virüsün bebeğe geçme olasılığı ise daha yüksektir. Bu nedenler çiftin herhangi birinde genital organlarda bu tür bir lezyon ortaya çıktığında, mutlaka derhal hekime başvurmak gerekmektedir. Herpes virüsüne etkili ilaçlar gebelikte ancak hekim kontrolünde ve klinik yararlılık göz önünde tutularak uygulanabilir.

Genital Uçuk (Herpes Enfeksiyonu) Tedavisi

Herpes virüsünde de, HPV enfeksiyonlarında (genital siğil) olduğu gibi virüsün vücuttan tamamen atılması için bir tedavi yoktur. Anti-viral adı verilen ilaçlar ile virüs hastalıklarını baskılanması ve yayılmasını engellenmesi amaçlanır. Tedaviye zaman geçirilmeksizin, “uçuk” bulguların görülmesinin hemen sonrasında başlanılması tedavi başarısını arttıracaktır. Hastalığın tekrarlamasının önlenmesi için bazen 3-6 aylık uzun süreli baskılayıcı düşük doz tedaviler gerekebilir. Bu şekilde reaktivasyonların % 80-90 orannda azalması söz konusudur.

Hastalığın tekrarlamasının engellenmesi için yapılabilecek diğer bir şey ise vücudun "bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi"dir. Düzenli beslenmek, spor yapmak ve bazı ilaçlar ile bağışıklık sistemi daha zinde tutulabilir.

Genital Uçuk (Herpes Enfeksiyonu) Korunma

Genital herpesten korunmak son derece zordur. Genellikle partnere (eşe) geçiş riskini azaltmak için prezervatif (kondom) kullanımı önerilir. Ancak virüs cilde temas ile geçtiği için prezervatif kullanılması her ne kadar geçişi azaltsa da tam olarak engellemeyecektir. Ayrıca birçok kişi belirtisiz veya çok hafif bulgular ile herpes simpleks virüsünü taşıdıkları için farkında olmadan cinsel partnerlerine hastalığı bulaştırabilirler.


Hepatit B ve Hepatit C


Hepatit hastalığı bazı virüslerin karaciğere yerleşerek bu dokusu tahrip etmesi ile gelişen durumdur. Hem hepatit-B hem de hepatit-C, kan ve tüm vücut sıvıları (tükürük, ter, idrar, semen, vajinal salgı gibi) ile bulaşmaktadır. Hepatit-B taşıyıcılığı toplumda yaklaşık %5-10 oranında görülmektedir, bu hastalar hastalıktan etkilenmemelerine rağmen etraflarına hastalığı yaymaktadırlar. Hepatit-B taşıyıcısı olan hastalarda kanda HBsAg testi pozitiftir.

Hepatit B ve Hepatit C Bulaşma

Her iki hepatit virüsü de sıklıkla şu şekilde bulaşmaktadır:

• Enfekte kan ve kan ürünlerinin veya enjektörlerin kullanımı
• Prezervatif (Kondom, kılıf) kullanımı olmaksızın cinsel temas
• Taşıyıcı anneden doğum yoluyla bebeğe geçişi
• Kuaförlerde iyi sterilize edilmemiş manikür - pedikür setleri , tıraş bıçakları
• Derideki bir çatlak veya açık yara ile temas eden enfekte vücut sıvısı
• İyi sterilize edilmemiş aletlerle kulak delme, dövme (tatoo), piercing, diş çektirme, sünnet yapılması
• Makas ve diş fırçalarının ortak kullanılması

Hepatit B ve Hepatit C Klinik ve Tanı yöntemi

Hepatit-B virüsü ile temas eden her kişide hastalık belirtileri oluşmayabilir. Hastaların bir kısmında bağışıklık sistemince geliştirilen antikorlar virüsleri yok eder ve hastalık iyileşmiş olur. Bu hastalar artık hayat boyu bu virüslere karşı bağışıklık kazanmışlardır. Virüsle temas eden yaklaşık her on kişiden birinde bağışıklık sistemi virüsü yenemez ve virüs bir biçimde çoğalarak"kronik hastalık" oluşur. Hepatit-B hastalarında zaman içinde karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanseri gibi durumların gelişme riski vardır. Hepatit-C virüsü daha seyrek görülür, ama daha sık kronik hastalığa neden olur. Karaciğer kanserlerinin altında yatan en sık nedenler hepatit virüsleridir.

Hepatit-B hastalığın veya taşıyıcılık durumunun etkili bir tedavisi yoktur. Hastalıktan korunmanın en etkili yolu AŞILANMAKTIR. Hepatit-C virüsü için henüz bir aşı geliştirilememiştir.

Yumuşak Şankr

Yumuşak şankr, Haemophilus ducrei adı verilen bir bakteri tarafından oluşan bağışıklık bırakmayan, cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Belirtileri şüpheli cinsel ilişkiden yaklaşık 4-10 gün sonra ortaya çıkmaya başlamaktadır. Haemophilus bakterisinin deri ve mukozada herhangi bir hastalık oluşturmadan birkaç ay yaşayabildiği ve sonrasında meydana gelen deri veya mukoza çatlaklarından vücuda girerek hastalığı ortaya çıkardığı bilinmektedir. Hastalar taşıyıcı (portör) olarak bu cinsel yolla bulaşan hastalığın yayılmasını sağlarlar.

Bakterinin vücuda girdiği yerde küçük bir benek şeklinde kızarıklık oluşur. Bu benek daha sonra yara olmaya başlar. Ayrıca hastalığı yaşayan kişilerde yüksek ateş, baş ağrıları, yorgunluk ve halsizlik gibi belirtiler gözlenebilir. Bu hastalığın önemli bir bulgusu olan şankr, sifiliz ile karışabilmektedir. Aralarındaki fark, yumuşak şankr’da izlenen lezyonun çevresinde kırmızılık ve ödem olmasıdır. Aynı zamanda yumuşak şankr, sifiliz kadar şiddetli klinik sonuçlara yol açmazlar.

Yumuşak Şankr Tedavisi


Bu enfeksiyon tedavisinde antibiyotikler etkilidirler. Antibiyotik seçimi antibiyograma göre yapılır ve sıklıkla tetrasiklin, sulfadiazin, streptomisin grubu ilaçlar tercih edilmektedir.
Ayrıca yara yerlerine pansuman da uygulanmalıdır.

Molluskum kontagiozum

Molluskum kontagiozum bir virüs türü olan "poxvirus" tarafından meydana gelen, geçmişte en çok çocuklarda görülmesine rağmen, günümüzde yaygınlaşan cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeni ile erişkinlerde de izlenebilen bir deri hastalığıdır. Sıklıkla kasıklarda, genital alanlarda ve makat civarında görülmektedir. Deri üzerinde küçük siğillere benzeyen, göbek kısmı olan parlak ve inci beyazı kubbeler şeklinde, çok sayıda lezyonlar oluşur. Bazı lezyonların orta kısmında çöküntüler görülebilir. Deri lezyonları hızlı bir şekilde tüm vücuda yayılabilirler. Bu sivilce benzeri lezyonlar sıkıldıklarında içlerinden süte benzer bir sıvı boşalabilir. Bu sıvının mikroskopik incelemesi ile virüsün tanısı netleştirilebilir. Ancak tanı için deri lezyonunun tipik görüntüsü çoğunlukla yeterlidir.


Bu virüsün bulaşıcılığı diğer hastalıklar kadar yüksek değildir. Virüs, en sık cinsel temasla bulaşabildiği gibi, virüsle bulaşık olan havlu, çarşaf, iç çamaşırı gibi eşyalarla direk temasla da bulaşabilir.

Molluskum kontagiozum enfeksiyonu sıklıkla 1,5-3 ay içerisinde kendiliğinden kaybolmaktadır. Ancak nadiren 6 aydan 5 yıla kadar kaybolmadan varlığını sürdürebilmektedir. Özellikle genital alanda yayılan molluskum kontagiozum hastalığı seksüel olarak başka kişilere geçmemesi için mutlaka tedavi edilmelidir. Tedavi için en sık uygulanan teknik "kriyoterapi"dir. Bunun yanı sıra bazı ilaç tedavileri de molluskum kontagiozum hastalığında kullanılmaktadır.