İnfertilitde Çevresel Faktörler

Gebe kalamayan bir çiftin  nedenler ve nedeni bulunamayan gebelik durumunda çevresel faktörlerle ilişkisini incelediğimizde 3 durum öne çıkmaktadır. Bunların içinde, en önemlisi “endometriozis” olarak adlandırılan hastalıktır. Bu hastalık kısaca, rahmin içini döşeyen ve sadece rahmin içinde olması gereken bir tabakanın vücudun diğer yerlerinde olması halidir ve bir infertilite nedenidir. Dünyada görülme ve saptanma sıklığı gittikce artmaktadır. Özellikle endüstrileşmiş ülkelerde ve ülkelerin endüstrileşmiş kentlerinde sık görülmektedir. Bu hastalık ile çevresel faktörler arasında ilişki kurmamızı sağlayan madde “ dioksin”dir. Dioksin bir  poli-halojenize dibenzen türevidir. Çevre kirlenmesinde önemli rol aldıkları ve kanser sebebi oldukları için önemlidir. Günümüzde üretilmemekle birlikte kimyasal sanayide örneğin PVC ve kağıt üretiminde ara ürün olarak çıkarlar. Hepimiz gün içinde dioksine maruz kalmaktayız. Dioksinin metabolitleri olan PCDD (Polichlorinated dibenzo dioxin), PCDF (Polichlorinated dibenzo furan), PCB (Polichlorinated biphenyl) ciddi toksisite içerirler. Lipofilik bileşiklerdir, çevrede ve yiyeceklerde depo edilebilirler. PCDD en toksik dioksin çeşididir. Özellikle endüstrileşmiş ülkelerde insanlar dioxin ve PCB’ye yiyeceklerle maruz kalırlar ve bu maddeler yağ dokusunda depo edilir. Tetradioksin 2004 yılında Ukrayna Başkanı Viktor Yuschenko’nun zehirlenmesiyle tekrar gündeme geldi ve kandaki Tetrachlorodibenzodioksin düzeyi normalin 50000 katı olarak bulundu. İlk kez TCDD maruziyeti ile endometriozis arasındaki bağlantıya dikkat çekilen çalışma, Rhesus maymunları’nın yiyeceklerine yıl boyunca 0.5 veya 25 PPT, TCDD eklendikten sonra doza bağlı olarak endometriozis hastalığının oluştuğunun gösterilmesidir.  Avrupadaki 6 ülkeyi kapsayan önemli bir çalışmada, endometriozis hastalığınin en fazla Belçikada olduğu ve bu ülkedeki kadınlardaki kan dioksin düzeyinin  diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en fazla olduğu bulunmuştur.

Gebeliğin oluşmamasında çevresel faktörlerin etkili olduğu bir diğer durum sperm özelliklerindeki değişikliklerdir. 20 yıl önce normal sperm değeri olarak 1 ml’de 40 milyon olması gerekliliği kabul edilirken, bu değer 10 yıl önce bir ml’de 20 milyon ve 1 yıl önce 15 milyon/ml olarak kabul edilmeye başlandı. Gerçek olan şey dünyada sperm sayısının gittikce azaldığıdır. Bu azalmanın en önemli nedenleri çevresel faktörler ve yaşam şeklindeki değişiklikleridir. Literatürde çok sayıdaki çalışma ile sperm konsantrasyonunun, hareketinin ve şeklinin etkilendiği gösterilmiştir. Özellikle radyasyon ve yüksek ısı, sigara gibi hava kirliliğinin, spermin içinde genetik şifreyi sağlayan DNA’nın bütünlüğünü bozduğunu biliyoruz.

Gebeliğin oluşmasında sık olarak karşımıza çıkan ve çevresel faktörlerle ilişkili diğer bir durum ise kadınlardaki yumurta kapasitesinin azalması ve buna bağlı yumurtalık fonksiyonlarındaki bozukluktur. Yumurtalık kapasitesine zarar verdiği bilinen en bilindik çevresel faktör sigaradır. Sigara içiciler daha az yumurta üretirler, üretilen yumurtanın döllenme kapasitesi düşüktür ve bu kadınlar daha erken menapoza girerler. Ağır metaller, solventler, pestisidler, plastik ve endüstriyel atıkların hormonal ve bağışıklık sistemini bozarak yumurtalık fonksiyonlarını ve buna bağlı olarak gebelik oluşumunu engelledikleri bilimsel çalışmalarda net olarak gösterilmiştir.